TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TARİH etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2017 Cumartesi

SAKIZ ADASI SAKİNLERİ.....

İyi akşamlar
91 yıl öncesinden, tozlu arşivlerden gelen, bu akşamki  konuğumuz  Sakız adasından gelip, Aydın Kuşadası'na yerleştirilen  Hafız Ahmet oğlu Ahmet Rüştü..tasfiye talepnamesinin tarihi 23.Mayıs.1925, numarası 130-16-13-2/34-255-7
                                                                            Sevgilerimle


MÜBADELE






14 Nisan 2016 Perşembe

UNUTULMUŞ BİR KAHRAMAN....GERÇEK MİYDİ? EFSANE Mİ? BULGAR SADIK........



Selam
Bugün sizlere tam  bir Rumeli kadınından bahsetmek istiyorum. Çok okuyan, yazan, düşünen bir kadın o...Hayata karşı bakışı farklı, dik duruşlu bir kadın...Zaman zaman bazı dergilerde yazar. Düşündüğü gibi yazar. Esprili bir dili vardır. Bazen insan bilmediği için duyduklarının, izlediklerinin  gerçek mi hayal ürünü mü olduğunu ayırt edemiyor. Sevgili Nazan Hanım yazısında  bu duruma ışık tutmaya çalışmış. Bugün onun kaleme aldığı vatansever Stoyan'ın nam-ı diğer Mehmet Sadık'ın hikayesini yayınlıyorum. Emeğine sağlık...

 

 
    Adı Stoyan’dı. Bulgar doğdu , Türk ve Müslüman olarak öldü.  Hatıralarında;  Bulgar ordusunun küçük rütbeli bir subayı iken kendisine ve Türklere kötü muamele eden binbaşısını döverek,  atı ve eşkıya reisi dedesinin hatıra defteriyle firar ederek  Edirne’ye kaçtığını   yazmakta.... Bulgaristan  1877/78  (93) Osmanlı /Rus Savaşı’ndan sonra  Prenslik olarak yarı bağımsız hale gelince  Makedonya’ya ya göz dikmiştir. Nasıl olsa Osmanlının işi bitecektir. Makedonya, üzerinde hak iddia eden bütün Balkanlar çeteci kaynamaktadır . Stoyan, Türklerin safına geçtiğinde  tanıdığı Bulgar çeteleriyle  mücadele etmeye başlar . Hatta Trakya'da   o dönem var olan Bulgar köylülerini Bulgaristan lehine teşkilatlandırıp tuzağa düşürür , en başta papazlar, komitacılara yataklık etmektedir.  Yakalattığı komitacıların rüşvetle serbest bırakıldığını öğrenince isyan eder ve dağlara çıkarak kendi başına Bulgarları avlamaya başlar. Bir süre Lefter Kaptan çetesine katılır ve Yunanlı  çete reisini öldürür, köprü bombalamak, tren soygunu, fidye için Protestan misyoneri dağa kaldırmak artık olağan işlerindendir, artık  o da bir zalimdir......

           Stoyan   2.Meşrutiyet öncesinde Drama,Nevrekop,Sarışaban, Serez,Demirhisar  civarında faal bir çetecidir  , Balkan Kazanı fokur fokur kaynamakta, Osmanlı canını dişine takarak  bu eşkiyalarla mücadele etmektedir. (Avcı Taburları ) Bulgarlar Rumları ,Rumlar Bulgarları hepsi birden Türk ve Müslümanları öldürmekte , etnik temizlik yapılmaktadır.  Stoyan  sonunda yakalanır. İdam sehpasını beklerken Makedonyalı katil Bulgar çetecisi Sandanski’nin kendisini ihbar ettiğini öğrenir. Bulgar çeteleri arasında da rekabet vardır. Bu Sandanski daha sonra  31 mart vakasında Hareket Ordusuyla İstanbula gelip  Taksim Topçu Kışlasını Enver Paşayla birlikte basacaktır, yani Kahramanı Hürriyet(!) tir. Bazı   ulusalcı  yayınlarında böyle tarif edildiğine rastladım,ezberci zihniyetin  güdük kalmış analiz yeteneğidir bu !  
   Stoyan pişmanlıklar içinde   boşa giden hayatını  düşünürken ağlamaktadır. O sırada yüzbaşı Ahmet odaya girer, haline acır, onunla konuşur , Türk tarafına geçmesi ve Müslüman olması için ikna eder.  Bir süre sonra  Padişahtan af emri gelir ve İstanbula çağırılarak görevlendirilir. İhtida eder, artık Mehmet Sadık’tır.  Ethem Paşa adlı birinin himayesine girer. Tekrar  Makedonya’da görevlendirilir, bir çatışmada ağır yaralanır , çenesi bile parçalanmıştır , 8 ay Selanik Askeri hastanesinde tedavi görür , ne hekimlerimiz varmış! Selanik henüz minareler şehridir.



Makedonya’da   çok tanındığı için İstanbul'da geri hizmete alınır. Mehmet Sadık,  Abdülhamit’i sevmemekle birlikte Hafiye başı Fehim Paşa’nın espiyonaj tekliflerini  reddeder.  İttihatçılar iktidara geldiğinde doğrudan Talat Paşa’nın emrine girecektir  ,  artık  onunla istediği anda görüşebilen bir Teşkilat-ı Mahsusacı ‘dır. Aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin liderlerinden Sofya'da ki avukat Ethem Ruhi beyin de adamıdır..
   Talat paşa, Sultan 2.Abdülhamit’i birlikte “hal” ettikleri  komitacılardan sıkıntılıdır  ne istedilerse verdik(!) ,daha ne  istiyorlar ! durumunda olduğu için en sonunda  Makedonya Bulgar çetecilerinin ele başılarının bertaraf edilmesi işini de Bulgar Sadık’a havale eder. Sadık, peynir ticareti yapma bahanesiyle  Sofya'ya gider  ve geceleri orduevinin   önünde dilenci  kılığına girerek Hacıyef  ve Dimitri Atanas adlı  iki azılı çete liderini gözlemeye  başlar ,  neticede bir gece  onları  bıçaklayarak öldürür  , sabah gazetelerde Makedonyalı Bulgar çetecileri  Alman yanlısı Bulgarların katlettiğine dair haberleri okur . Kimsenin aklına bu işi Teşkilatın yaptığı gelmemiştir. O zamanlar Bulgaristan Rus ve Alman yanlıları olarak ikiye bölünmüştür, Bulgar Çarı alman Saks-Koburg hanedanından biridir . Sofya Alman yanlısı ,Makedonya Bulgarlarıysa Rus yanlısıdır.  Bir ara yakalanıp hapsedilir , onun Bulgar kıralını ( çarını ) öldürmeye gelen bir suikastçı olduğu sanılmaktadır , askeri hapisanede ağır eziyet gördüğünü sonunda idama mahkum edildiğini hatıralarında yazmaktadır. Bu arada Bulgarlar ağzından laf almak için Bulgar nihilisti dir diyerek bir casusu da odasına yerleştirirler. Sadık bir süre sonra öldürüleceğini tahmin etmektedir,  ajan pencere rüzgarından üşüdüğünü yataklarının  yerini değiştirmeyi teklif edince buna iyice kanaat getirir. Gece adam derin uykuya dalınca karyolaların yerini değiştirir ve akabinde kapının üzerinden açılan yaylım ateşle ajan onun niyetine öldürülür. Birkaç gün sonrada hapisten kaçarak maceralı bir yolculukla   Varna üzerinden bir kömürcü motorunda kaçak yolcu olarak   İstanbul'a varır,  görevini bitirmiştir. Şimdiki işi, hapisteyken kendini ihbar ederek yakalanmasına sebeb olan Babıali’de ki tercüman kılıklı  ajan  Bulgaristan  Çingenesi ile hesaplaşmaktır. Onu büyük adaya davet ederek yüzleşir ve öldürür.
  Hatıraların bir kısmı 31 mart vakasıyla ilgilidir ve kaynaktır. 31 mart yani  13 Nisan 1913 te Sadık bir taharri memuru yani sivil polistir. Zaptiye Nezaretince görevlendirilir, bir nefer kılığına girerek  Sultanahmetteki erat arasına karışır. Avcı taburları ayaklanmıştır, Volkan gazetesi günlerdir kışkırtıcı yayın yapmaktadır, Avcı Taburları “ şeriat” istemektedir, Hamdi  Çavuş diye birileri başkandır,mektepli subaylar öldürülmektedir,Hüseyin Cahit ( gazeteci muhalif ) Rus konsolosluğuna sığınarak canını kurtarır.İsyancılar bir işkembeci dükkanını karargâh etmiştir ,aralarına girer, öldürülecekler listesinin olduğu defteri bir bahaneyle  alıp  inceler ve yanmakta  olan odun ateşine çaktırmadan atar, o sırada isyancılar Sadrazam tayin etmekle meşguldür.
  Bulgar Sadık hiçbir şekilde Abdülhamit taraftarı değildir, hatta aleyhinde yazmakta fakat onun 31 Mart ayaklanmasını tertip ettiğine  de inanmamakta,  bunu ıspatlayacak delil yoktu  demektedir.
   Birinci Dünya savaşı sırasında Çanakkale'ye gitmek isterse de Talat  Paşa onu Çarlık Rusyası’nda Sen Petersburg yakınında ki bir cephane fabrikasını  berhava etmekle görevlendirir. Almanlar birkaç defa  bu işe girişmiş,  başarılı olamamışdır. Bunun üzerine Türklerin yardımı istenmiştir. Sadık la beraber iki Alman subayı, savaş sırasında zoraki müttefikimiz Bulgaristanın bir ajanı  ve iki Giritli Türk Bükreş üzerinden Petersburg’a gidecektir. Alman subayları ve Bulgar ajan daha Bükreşte iken kaçarlar. Sadık buna çok sevinmiştir zaten onlardan hiç hoşlanmamıştır. Giritli iki adamıyla önce Odessa ya geçer. Vaktiyle Bulgar  Sadık çar hafiyelerinin elinden  iki Rus nihilist ihtilalciyi kurtarmış , adamlarda ona adreslerini  vermiştir. Doğruca o adrese giderler ve yardım isterler. Rus ihtilalciler Çarlık Rusyası aleyhine bir işe  gönüllüdür . Sadık ve adamları Petersburg ta ki fabrikaya işçi olarak girecektir, kimlikler hazırlanır yola çıkarlar. Bir de bayan kılavuzları vardır. İşçi olarak girdikten bir hafta sonra cephanelik havaya uçmuştur.Sadık günahı olmayan işçilerin ölümünden ayrıca vicdan azabı çekecektir ama  vatani görevini yaptığını söyleyerek kendi kendini teselli edecektir. Daha sonra Kafkas İslam ordusunda görevlendirilir. Fakat Batumda Mondoros mütarekesini öğrenir.
İstanbul'a geldiğinde işgalci gemilerini görünce ağlayarak Üsküdardaki evine inzivaya çekilir. Her sabah namaza camiye gitmektedir bir gün eve döndüğünde  Rumların İngilizlerle beraber  evinde arama yaptıklarını öğrenince  ailesiyle helalleşip silahını kuşanır ve eski çete arkadaşlarını bulup teşkilatlanırlar. Şile  Rumları eşkiyalığa başlamıştır,İngiliz işgalci bunlara silah ve cephane vermektedir. Sadık ve arkadaşları Rumları pusuya düşürüp öldürmeye başlar, cephanelikleri de basarlar. Daha sonrada Adapazarı üzerinden kuvvacılara katılır. Birinci ve İkinci İnönü savaşlarında ayak parmakları donduğu için sakatlanır. Sakarya savaşında  rahatsızlığı ilerlemiştir Ayaklarını kaybeder. Zaferden sonra emekli edilir.
  Gazeteci, romancı,pehlivan tefrikalarının  önde gelen isimlerinden Murat Sertoğlu’na ( 1911-1989 )  bir kurmay albay  gelir beraberindeki  kişi Bulgar Sadıktır. Murat Sertoğlu bu  ufak tefek ve sakat adamın efsane   Teşkilatçı olduğuna neredeyse inanamaz.  Sadık hikayesini Murat Sertoğluna anlatır , Sertoğlu bunları kaleme alır, hatıralar 1966 da basılır(İtimat yayın.) Murat Sertoğlu onu tanıdıktan sonra ölümüne kadar yalnız bırakmadığını  yazmaktadır.

Çocukluğumdan Bulgar Sadık adlı bir Yeşilçam filmini varlığını hatırlıyorum, başrolde vakitsiz giden  karakter oyuncularından Turan Seyfioğlu olacaktı. Hikaye gerçek miydi yoksa  masalmı ? hatıralara sahafta rastladım , alıp  okuyunca  Sadık ın eski adıyla Stoyan’ın varlığına inandım. Petersburg’  taki cephanelik sabotajını da emekli  bir askeri tarihçiye   sordum, olay gerçekmiş,  bizim bir zamanlar işte  böyle adamlarımız varmış. Bir de onları sinemaya aktaran “yerli ve milli “ sinemacılarımız. Şimdi Türk sineması “entel” oldu, böyle filimler de arşiv belgesi.  Zamane  sinemamız  yabancılaşmanın değirmenine su taşımakla meşgul.
  Cumhuriyet tarihçilerimizin   Bulgar Sadık ile ilgilenebileceğini sanmıyorum. Konuları “Lozan Güzellemesi “ile sınırlıdır, vakitleri yoktur.  Yunanlıların Tanzimat imarı Dedeağaç Limanının üstüne konduğundan bile haberleri yoktur, ya  Limni adası ,Mondros orada değil miydi ?   Çoğu da ATASE arşivine giremez  ve gazete okuyacak kadar bile eski yazı bilmez.   Belki Askeri Tarihçiler konuya eğilebilir. İnşallah ! N.sezgin    10.04.2016